Bakan Yılmaz: “CHP kendisini bu ülkenin sahibi görüyor, tapulu malı görüyor”

‘Millet seçer ama yine tek adam olur’ demek bu millet reşit değil demek. Bu millet kimi seçeceğini bilmiyor demek. Bu milletin kendisinin hakkını, hukukunu kimin koruyacağını bilmiyor gibi bir niteleme olur ki bu millete haksızlıktır. Bu doğru bir yaklaşım değil dedi.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, TGRT Haber ekranlarında yayınlanan “Neler Oluyor?” programına konuk oldu. İhlas Haber Ajansı ve TGRT Haber Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın sorularını cevaplayan Yılmaz, referanduma çok az bir zaman kaldığı hatırlatılarak, hayırların öne geçtiği yorumlarının sorulması üzerine, “Bugüne kadar milletin önüne bir alternatif seçenek sunulmuşsa millet her zaman ferasetiyle, basiretiyle tartmış ve kendi lehine olan doğrultuda karar vermiştir. ‘Bu ana kadar millete şu tercihi götürdük ama millet yanlış karar verdi. Hatamızı geri düzeltelim’ diyeni görmedim. Demokrasinin esası milletin doğruyu tercih edeceği ilkesine dayanır. Millet yanılıyor diyorsanız o zaman sizin demokrasiyi algılayışınızda bir farklılık var demektir. Gördüğümüz husus şu, hem Doğu’da, hem Güneydoğu’da, hem İstanbul’da, hem Kayseri’de, Yozgat’ta, Sivas’ta, Tokat’ta gördüğüm şey, millet siyasetçiden çok daha ileri bir noktada ‘evet’i almış, benimsemiş durumda. Çünkü yaşadığı gördüğü tecrübeler ortada. Biz 2007 halk oylamasını niçin yaptık? Her cumhurbaşkanlığı seçimi bir sıkıntı, kriz çıkardığı için yaptık. Çoğu gitti azı kaldı diyoruz. Çoğunun düğümünü millet attı, kararını verdi. 2007’deki halk oylamasında millet dedi ki, ‘Cumhurbaşkanını ben seçeceğim’” diye konuştu.

İstediler ki hükümet zayıf olsun

1960 ve 1980 dönemlerindeki cumhurbaşkanı seçimlerinden örnekler veren Yılmaz, “Daha sonra 2007’ye gelelim. 2007 biz Abdullah Gül’ü aday olarak gösterdik. Mecliste seçimler yapılırken yeni bir icat çıkardılar; ‘367 olmadan Meclis bu seçime başlayamaz, toplantıyı gerçekleştiremez.’ Anayasa Mahkemesi de hemen apar topar, ‘367 cumhurbaşkanlığı seçimi için olmazsa olmaz hukuki gerekliliktir’ dedi. Ama bu ana kadar hiç uygulanmamıştı. İlk defa bize uygulandı. Muhtıra da gelince dedik ki, ‘Bakın böyle bir problem var. Biz çözemedik. Ama bilin ki egemenlik milletin deyince yönetim hakkı milletin. Bu yönetime ilişkin organları var. Yasama, yürütme, yargılama organı. Hepsin de nihayetinde milletin işini görüyor, millete hizmet ediyor. Biz tıkandık, çözemedik ne dersiniz’ dedik. Millet 2007’de ‘devletin başkanı olan, milletin birliği ve bütünlüğünü temsil eden cumhurbaşkanını ben seçeceğim’ dedi. Zaten çok yetkili bir cumhurbaşkanı vardı. Çünkü bu anayasayı hazırlayanlar bu makama hiçbir zaman bir siyasinin geleceğini düşünmediler. Ankara’da genel olarak hep şunu söylüyorlar, ’asık suratlı çatık kaşlı bir bürokrat’ Necip Fazıl’ın şiirinde geçen birisini düşündüler. Dolayısıyla öyle birisi gelirse bürokrasiden kendileri milli irade tarafından seçilmiş hükümete bir şekilde fren görevi göreceği, sınırlayacağı, onların her istediğini yapamayacağı. Genel tabir mevcut statüko devam etsin. Milli irade güçsüz, daha az güçlü ama vesayet makamı olarak kurguladıkları daha fazla güçlü. Milli iradenin önüne çıkarılan engele vesayet diyoruz. Bu bazen AYM olur, örneğini gördük, bazen bürokrasi olur silahlı veya silahsız, bazen Milli Güvenlik Kurulu olur. Bazen de bizi kapatma davası açtıkları gibi. İstediler ki hükümet zayıf olsun, vesayet makamı güçlü olsun, hükümeti zapturapta alsın. Bu doğrultuda cumhurbaşkanına hiçbir parlamenter rejimde olmadığı kadar yetki verildi. Her yerde cumhurbaşkanının parlamenter sistemde temsili ve sembolik görevi vardır. Anayasanın 8’inci maddesinde ‘Yürütme görevi cumhurbaşkanı ve bakanlar kuruluna aittir’ diyerek yürütmeyi iki başlı yapar. 104’üncü madde de birçok vatandaşımız herhalde cumhurbaşkanı yetkili ama o kadar çok yetkili değil diye düşünür. Yasamaya, yürütmeye, yargıya ilişkin yetkisi var. Devletin başını temsil etmesinin gereği de budur” ifadelerini kullandı.

“’Millet seçer ama yine tek adam olur’ demek bu millet reşit değil demek”

Bakan Yılmaz, konuşmasına şöyle devam etti:

“Mevcut anayasada yürütmede olan yetkiler başbakanlıktaydı, bir kısmı da cumhurbaşkanında. Başbakanlıktaki olan yetkilerin cumhurbaşkanına aktarılmasında bir şey yok. Yürütmedeki çift başlılığın çıkartılması hepsi bu kadar. Tek adama yasamanın bütün yetkilerini verirseniz, yargının bütün yetkilerini verirsiniz, bu krallıklarda, monarşide olur veya padişahların çok güçlü olduğu dönemlerde olur. Milletin seçtiği yerde tek adam olmaz. ‘Millet seçer ama yine tek adam olur’ demek bu millet reşit değil demek. Bu millet kimi seçeceğini bilmiyor demek. Bu milletin kendisinin hakkını, hukukunu, kimin koruyacağını bilmiyor gibi bir niteleme olur ki bu millete haksızlıktır. Bu doğru bir yaklaşım değil.”

“Evetler açık ara önde”

“Çok net olarak söylüyorum, evetler açık ara önde, hayırların önünde” diyen Yılmaz, “Niçin? Milletimi tanıyorum, milletime güveniyorum. 11 sefer AK Parti döneminde bilhassa seçimlerin içinde çok yakında bulunmuşum ve milletimi tanıyorum. Bu milleti tanıyan evetlerin ileri olduğu konusunda şüphe duymaz” dedi.

“Millet daha demokratik bir sisteme evet demez mi?”

Yeni sistemin neler getireceğinin sorulması üzerine Bakan Yılmaz, “Vatandaşlarımız, kardeşlerimiz eğer bir inatlaşma yoksa çünkü inatlaşma bazen kişiyi gerçeği görmekten alıkoyar. İnatlaşma nedir? Gerçeğe gözünüzü kapatma. Kişiler eğer hiç içeriğe bakmaksızın evet veya hayır verecekse bizim bunlara yapacak bir şeyimiz yok. Ama bakayım içinde bu milletin lehine olacak husus varsa, Türkiye’ye çağ atlatacaksa, Türkiye’yi bir üst lige taşıyacaksa, evlatlarımıza mevcut bulunduğumuz Türkiye’den daha güçlü bir Türkiye teslim edecekse bu kendilerinin de menfaatine. Kişi kendi ayağına kurşun sıkar mı derler, kendini kuyuya atar mı derler. Eğer atmayacaksa kesinlikle hiçbir önyargıya bakma içeriğe bakalım niçin buna evet dememiz lazım. Diyoruz ki yarın gelecek rejim, kesinlikle bugünkü sahip olduğumuz, içinde bulunduğumuz sistemden daha demokratik olacaktır diyoruz. Millet daha demokratik bir sisteme evet demez mi? Bundan sonra herhangi bir iktidar, kişi bu milletten yüzde 34-40’larda oy alarak bu ülkeyi yönetebilir mi? Hayır yönetemeyecek. Bundan sonra bu ülkeyi yönetebilmek için en az yüzde 50 artı 1 oy alabilmek lazım. Bu ülkeyi yüzde 50 artı 1 alarak yönetmek mi demokrasiye daha uygun, milli iradeye daha uygun yoksa yüzde 30’larda veya 40’larda bir rakamla mı?” değerlendirmesinde bulundu.

“Uzlaşma iklimi gelecek”

Sistemin herkesi uzlaşmaya zorladığını söyleyen Yılmaz, “Niçin zorluyor? Eğer bir partinin tek başına yüzde 50’den fazla oyu olsaydı bu uzlaşmaya da gerek yoktu. Yüzde 50 oyla ancak hükümet olabiliyorsan her partinin amacı da ülkeyi yönetmek. O zaman ne yapacaksınız? MHP seçmeninden, CHP seçmeninden, BBP seçmeninden, Saadet Partisi’nin, HDP seçmeninden oy alacaksınız. Milletin tamamını kucaklayabilmen lazım ki siz yüzde 50’nin üzerinde bir oy alabilesiniz ve bu milleti yönetme hakkını kazanabilesiniz. Bu bir uzlaşma gerektirecek. Uzlaşma iklimi gelecek” şeklinde konuştu.

“Her hükümete 1,5 yıldan az süre düşüyor”

Bakan Yılmaz, konuşmasında şunları kaydetti:

“Herkes sanıyor ki AK Parti iktidarda. Böyle geldi böyle gidecek ama 2015 Haziran seçimlerinde lütfen gençlerimiz, vatandaşlarımız onu da dikkate alarak baksınlar. Haziran’da seçime girdik. Bu millet hiçbir partiye tek başına iktidar olacak, hükümet kuracak çoğunluğu vermedi. Ondan sonra herkesin kafasında soru oldu. MHP ile mi koalisyon olacak, yoksa CHP ile mi koalisyon olacak? CHP ile koalisyon olursa bakanlıkların dağılımı, paylaşımı nasıl olacak? MHP ile koalisyon olursa bakanlıkların dağılımı, paylaşımı nasıl olacak? Herkes bu soruları merak etti. Türkiye zaman kaybetti. Cumhuriyet 1923’te kuruldu. Şimdi 2017 yılı 94 yıl geçti. Cumhuriyetin 94’üncü yılında Binali Yıldırım hükümeti 65’inci hükümet. 94’ü 65’e bölerseniz her hükümete 1,5 yıldan az süre düşüyor. Amerika’ya bakalım; George Washington 1789’da gelmiş, 1789’dan bugüne kadar 228 yıl geçmiş, şimdiki Trump 45’inci başkan. Birisi 228 yılda 45’inci başkan, birisi 94 yılda 65’inci. Türkiye’de ne zaman büyüme oranı artmışsa, ne zaman bu ülke zenginleşmişse, kalkınmışsa, refah toplumuna adım adım yaklaşmışsa bilin ki o tek parti iktidarları döneminde olur. Menderes döneminde, Demirel döneminde, Özal döneminde öyle bir ivme var ve Recep Tayyip Erdoğan döneminde var.”

“Ehliyetli ve liyakatlı insanlarla takım halinde çalışırsanız Türkiye’nin gelirini üçe katlarsınız”

“Bizde petrol, doğalgaz, altın madeni de yok ama Türkiye G-20’nin yani dünyanın en fazla milli gelir üreten 20 ülkesinin üyesi” diyen Yılmaz, “Peki bu 20’yi nasıl elde etti. Dışarından ne Amerikalı, ne İngiliz, ne Fransız Türkiye’ye katkıda bulunalım da dünyanın 16’ıncı büyük ekonomisi olsun demedi. Biz beşeri sermayemizi değerlendirdik. Daha ehliyetli, liyakatlı insanlarla milletimize hizmet etmeye başladık. Aksine bazen Sayın Kılıçdaroğlu’da diyor, ‘liyakat ortadan kalkıyor’ diyor. Ulaştırmadan örnek vereyim 6 bin kilometre bölünmüş yolu 80 yılda yapıyorsunuz, AK Parti iktidarları döneminde 15 yılda 19 bin kilometre yapıyor. 80 yılda yapılanın üç katından fazlasını yapıyorsunuz. Bunu nasıl yaparsınız, ehliyetli ve liyakatlı insanları göreve getirmekle. Ehliyetli ve liyakatlı insanlarla takım halinde çalışırsanız Türkiye’nin bir gelirini üçe katlarsınız. Türkiye’nin karayolunu üç katından daha fazla arttırırsınız demektir” ifadelerini kullandı.

Referandumdan ‘evet’ çıkarsa sokaktaki vatandaşın cebindeki paranın artıp artmayacağı sorusuna Bakan Yılmaz, sağlık alanından örnek vererek, eskiden bir ameliyat olunduğunda vatandaşların evini, arabasını satmak zorunda kaldığını, sinema sanatçısı Sadri Alışık’ın karaciğer nakli ihtiyacı olduğunda tedavisi için Turgut Özal’ın Amerika’ya gönderdiğini hatırlattı. Yılmaz, “Şimdi vatandaşlara sorum şu, şu anda ’Bir gün bypass ameliyatı olacağım, kalp nakli ihtiyacı ortaya çıkacak, karaciğer nakli ihtiyacı çıkacak da bu operasyonlar için benim bir para ayırmam gerekir’ diyen kimse var mı? Bunların hepsini devlet karşılıyor. Bizden önceki dönemde eğitim öğretim yılı açıldığında vatandaş kitapları kendi cebinden alırdı. Şimdi ücretsiz kitapları devlet olarak biz karşılıyoruz” dedi.

Maliye Bakanlığının geçen yılın bütçe rakamlarını açıkladığını, toplanan her 100 liralık vergiden 11 lirasının faize gittiğini hatırlatan Yılmaz, “Biz bu kadar vergiyi veya geliri vergi oranlarını da düşürerek sağladık. Bizden önce kurumlar vergisi 30 alırken biz yüzde 20’ye çektik. Bizden önce gelir dilimleri daha fazlayken biz daha da azalttık. Vergi oranlarını azalttığımızda vatandaşın cebinde para kalıyor” açıklamasında bulundu.

“Şu anda verilen yetki başbakanın yetkilerinin cumhurbaşkanına aktarılmasıdır

“Millet kimi seçeceğini bilir” diyen Yılmaz, “Millet kendisine zulüm edeni seçer mi? Kendisine haksızlık yapanı seçer mi? Millet vaat edip de vaadini takip etmeyeni seçer mi? Seçmez. Seçer diyorsanız zaten siz bu millete güvenmiyorsunuz demektir. Millete güvenirseniz hiçbir şey yok. Şu anda verilen yetki başbakanın yetkilerinin cumhurbaşkanına aktarılmasıdır. Diyorlar ki, cumhurbaşkanı parlamentoyu tamamen belirleyecek, parlamento kendi emrinde olacak. Bu milletvekillerini kişiliksiz görmektir. Bu milletvekilinin hiçbir kişiliği yok, kendisini belirleyene kul tabi olacak deniliyor. Biz 2015 Haziran’da seçime girdik. Bu cumhurbaşkanı ‘Bana 400 oy verin başkanlık sistemini getireceğim’ dedi. Millet verdi mi vermedi. Seçimlerde siz ne liste yaparsanız yapın, kimin listede yazdığı önemli değil, kimin seçtiği önemli. İstediğiniz listeyi yapın verin baştan sona millet bakar kendisine en yakın kimi görürse onu seçer. Millet seçerse bir problem yok. Geriye kaldı yargı, yargıda da tek adam diyorlar. Bizim anayasamızda çok açık hüküm var. hakimler anayasaya, yasaya ve vicdanlarına göre karar verir. Bunu söyleyenler hakimlerin anayasaya kanuna ve vicdanlarına göre değil de kendisini oraya seçene bakarak karar verdiğini söylüyordur. Bu anayasada AYM’nin yapısıyla ilgili herhangi bir değişiklik yapıldı mı? Hiçbir değişiklik yapılmadı. Ama dolaylı yoldan şu yapıldı askeri mahkemeler kaldırıldı. Askeri yüksek idare mahkemesi ve askeri yargıtay kaldırıldı. Askeri yargıtaydan ve askeri yüksek idare mahkemesinden birer üye AYM’ye geliyordu AYM üyesi 17 idi. Bu mahkemeler kaldırılınca 15’e düştü. Bu mahkemelerdeki üyeleri de cumhurbaşkanı seçiyordu. Şimdi cumhurbaşkanının seçtiği üye sayısı daha da azalmış oldu. Cumhurbaşkanının üye arttırımı söz konusu değil. Federal Mahkemenin Amerika’da bütün üyelerini Obama seçer şimdi Trump seçer. Dolayısıyla da bir ülkede bütün AYM’yi başkan seçtiğinde hiçbir hukuk devletine aykırılık olmuyor da bizim Türkiye’de bir kısmını seçtiğinde bu hukuk devletine aykırı oluyor. Öyle olur mu? ” diye konuştu.

“Bize bakarak mı karar verdiler”

Dershanelerin kendileri için ne kadar önemli olduğunu 15 Temmuz’un gösterdiğini söyleyen Bakan Yılmaz, “Dershanelerle ilgili bir kapatma yasası çıkardık. Biz dershaneleri kapattık, AYM ne dedi; ‘Bu teşebbüs hürriyetine ve eğitim hürriyetine aykırıdır’ dedi. Çıkarmış olduğumuz yasaları iptal etti. Bize bakarak mı karar verdiler yoksa kanuna, yasaya, vicdanlarına göre mi karar verdiler. Yine Twitter kararı var AYM’nin. Twitter’da bütün bakanlara, cumhurbaşkanına, başbakana hakaret edilirken ticari bir firma tek istediğimiz muhatap bulalım. Eğer buradan bir kazancı varsa vergi de versin. Amerikan Başkanının Twitter’ın haklarını korumasını anlarım da bizim AYM üyelerimizin bir Amerikan şirketinin burada temsilcisi olsun dediğimiz de ‘hayır’ olmasın diye bir karar vermesini anlamam. Bizim Türk milleti de anlayamadı hala biz de anlayamıyoruz. Ama gördünüz yine bizim aleyhimize karar verdi. Hakimler anayasa, hukuka ve vicdanlarına bakarak karar verirler. Tek adam diyenler meclise güvenmezler. Hakimlere güvenmezler. Millete güvenmezler. Şimdiye kadar milli iradenin yargıyla bir bağı var mıydı? Yoktu. Şu anda Almanya’da bütün hakimleri Adalet Bakanı atarsa bu hukuk devletine uygun, hiç tek adam düşüncesi dile getirilmez, biz de ise mahkemenin adaletli, tarafsız olması dosyaya bakan hakimden beklenir” dedi.

“Bakanlık sayısının daha da arttırılacağını düşünmek millete etkin hizmet verilmemesini sağlar”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun yeni sistemde bakanlar kurulunun olmayacağı ve bin 500 tane dahi başkan yardımcısının olabileceği yönündeki iddialarına ilişkin Yılmaz, “Bir iddianın tutar tarafı olsa dinlenir de, ne derler zırva tevil götürmez. Bunun doğru bir tarafı yoktur. Biz iktidara geldiğimizde bakan sayısı kaçtı? 36. Biz kaça düşürdük şuanda 26-27’ye düşürdük. Bakanlık sayısını gittikçe düşürmüş bir anlayıştan, AK Parti iktidarından onun başbakanı ve cumhurbaşkanının bakanlık sayısını arttıracağı düşünülebilir mi? Bakanlık sayısının daha da arttırılacağını düşünmek millete etkin hizmet verilmemesini sağlar. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde hükümeti kuran başkandır. Millete karşı seçime kim giriyor? Cumhurbaşkanı giriyor. Hesabı Cumhurbaşkanı verecek. Hem millete hem meclise verecek. Burada bakanlar kurulu değil, başkanın belirlediği hususlarda millete sorumlu, ona yardımcı olacak bakanlar vardır” ifadelerini kullandı.

“Kılıçdaroğlu’nun fesih söylemi de doğru değil”

Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanının istediği zaman Meclisi feshedebileceği yönündeki açıklamalarına ilişkin Yılmaz, şunları söyledi:

“Bu söylem de doğru değil. Cumhurbaşkanı feshedecek diyor da, mevcut kanunda hiçbir yerinde normalde fesih yazmaz. Hep seçimlerin yenilenmesine karar verir deniliyor. Şu anda yetkisi var zaten. 45 günde hükümet kurulamazsa, güvenoyu alamazsa diye şartlar yerine geldiğinde seçime götürme hakkı var. Bu sistemde hem cumhurbaşkanının seçime götürme hakkı var hem de meclisin seçime götürme hakkı var. Fransa’da şu anda başkan parlamento kendisiyle uyumsuz çalıştığını düşündüğünde parlamentoyu seçime götürme hakkı var. Fransa parlamentosu Fransız devlet başkanını cumhurbaşkanını seçime götüremez. Amerika’da parlamento, temsilciler meclisi, senato, kongre Amerikan başkanını seçime götürmez. Ancak bizde Meclis onlarda olmayan bir yetkiye sahip yeni sistemde. 16 Nisan’daki anayasa değişikliği kabul edilirse cumhurbaşkanı seçildi geldi 5 yıllığına, ama ola ki olağanüstü durumlar oldu, tekrar millete şu soruluyor, ‘Sen bunu 5 yıllığına seçmiştin ama bak gidişat iyi değil yanlış. Acaba kararında devamlı mısın, yoksa değiştirdin mi’ diye sormakta. Bu Meclise verilmiş en büyük yetki. Meclis bu yetkisini istediği zaman kullanabilir mi? Cumhurbaşkanı seçildi, meclis seçildi. İki seçimin aynı anda yapılması da millete verilmiş bir haktır. Cumhurbaşkanı milletten yüzde 50’nin üzerinde oy aldı. Bu yüzde 50’nin üzerinde milli iradeyi temsil eden cumhurbaşkanı seçim kararı aldı. İkinci dönem tekrar seçildi aynı kompozisyon çıktı. Cumhurbaşkanı bir daha bu yetkisini kullanırsa kendisi aday dahi olamıyor. Meclisin böyle bir sınırlaması var mı? Yok devamlı kullanabilir. Bu da başka sistemlerde olmayan bir denetim mekanizmasıdır. Bu denetim mekanizmasını benim inancım o dur ki Cumhurbaşkanı bu yetkisini hiç kullanmayacaktır. Niçin? Kendisi 1 yılın sonunda kullandığında 4 yıllık hakkından vazgeçecek bir de her seçim garanti diye bir şey yoktur. Cumhurbaşkanı tek başına seçime girmiyor ki. Her seçim cepte keklik değil. Vatandaşın kime oy vereceği belli olmaz. Cumhurbaşkanı seçime götürmeyecek. Çünkü seçim çok zordur, başka adaylarla girecek. Bu kadar kendisini riske atmak istemez. Meclis de cumhurbaşkanını seçime götürmek istemez çünkü tecrübeler göstermiş ki her seçimde parlamentonun 3’te 1’i yenileniyor. Bu yetkiyi ne milletvekilleri kullanır ne de parlamento kullanır. Ama mesaj ne orada da? Uzlaşmayla birbirinizle geçinin.”

“Adaletli hizmet götürmeniz, tarafsız hizmet götürmeniz beklenir”

Cumhurbaşkanın partili olması ve tarafsızlığını yitirmesi gibi eleştirilere de yanıt veren Bakan Yılmaz, “Kişilerin bir partiden aday olduktan sonra o partiden veya o partideki arkadaşlarından kopmasını beklemek insanın fıtratına veya hayatın doğal akışına aykırıdır. Bizden vatandaşın beklediği adaletli hizmet, hakkaniyetli hizmet, tarafsız adil hizmet. Biz bunu geçmiş dönemlerde Hakkari’de tek milletvekillimiz olmamasına rağmen, Hakkari’de havaalanı yaparak gösterdik. Şırnak’ta tek milletvekili çıkarmamıza rağmen biz Cizre Şırnak’ta havaalanı yaptık. Adaletli hizmet götürmeniz, tarafsız hizmet götürmeniz beklenir. Yoksa partili olmak, bu hizmet götürmenize engel değil, biz tecrübe ettik. Millet de bizi gördü. Problem millete güvenmemekten geliyor. 5 yıl tarafgirlik yaparsa, haktan, hukuktan, adaletten ayrılırsa, milletin tepkisini çekerse, milletin kaynaklarını yanlış yere kullanırsa bundan sonra milletin önüne çıkıp ne yüzle oy isteyecek. Hep Atatürk’ten örnek verdim ondan bazen rahatsız oluyorlar. Atatürk hem cumhurbaşkanı hem CHP’nin başkanıydı. İnönü hem cumhurbaşkanıydı hem CHP’nin başkanıydı. Peki başbakan ne oluyordu? Başbakan da parti başkan vekili oluyordu. İnönü Recep Peker’i parti başkanı vekilliğine getirmedi. Bir de ayrı bir ihtilaf olduğunu söyleyeyim, Menderes ve Celal Bayar bunları çok eleştirdiler. İktidara gelince parti başkanlığından ayrıldı ama parti üyeliğinden ayrılmadı. Bizim geleneğimizde bu vardır partili olmak. Vatandaşı bir kimsenin partili olması rahatsız etmez. Aynı Amerika’da olması gibi, Fransa’da olması gibi. Yeter ki adaletli, düzgün, hakkaniyetli hizmet alsın. Alırsa 5 yıl daha o adayı seçer. 80 milyonu kucaklayacak kendi partisi, kendi adayıyla yanlış tercihlerde bulunmaz” ifadelerini kullandı.

“Olmayan şeyi niye vehimlerle söylüyorsunuz”

Hem CHP milletvekillerinin hem de Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun ’16 Nisan’da evet derseniz bunlar 17 Nisan’da Türkiye’yi eyaletlere ayıracaklar’ ifadelerinin sorulması üzerine Yılmaz, “Milleti olanlarla değil, olmayanlarla korkutuyorlar. Bir korku siyaseti yapıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti anayasası var. Anayasamızın 3.maddesini okuyorum, ‘Türkiye devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.’ anayasanın bu maddesi değişmedi. ‘Yürütme yetkisi ve görevi cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu tarafından anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir’ bu anayasa burada dururken siz nasıl değiştireceksiniz? Olmayan şeyi niye vehimlerle söylüyorsunuz. Bu vehimler öyle bir şeydir ki kişiyi olmayanı olmuş gibi gösterir. 5.madde, ‘Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü ülkenin bölünmezliğini, devletin temel amacı olarak belirlenir.’ Onlar şunu diyorlar, ‘Başkanlık sistemi federal sistemlerde uygundur deniyor. Ancak parlamenter sistem üniter devletlerde uygun’ diyorlar. Biz diyoruz ki Kore başkanlık sistemi ama üniter devlet var. Almanya parlamenter sistem var ancak eyaletler var. Bir kimsenin üniter devletle başkanlık veya parlamenter hükümetle de federal devletin hiçbir alakası yoktur. Parlamenter rejim monarşiye götürür dese önünde bir örneği var İngiltere. Üniter devlet federalizme bölünmeye götürür dediğinde o doğru değil” değerlendirmesinde bulundu.

“CHP’nin şöyle bir bakış açısı var. Kendisini bu ülkenin sahibi görüyor”

CHP’nin Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un Referandumda ’evet’ çıkarsa hepinizi denize dökeriz sözlerine ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığının hatırlatılması üzerine Yılmaz, şunları söyledi:

“Bu bir nefret dilidir, ötekileştirme, kutuplaştırma dilidir. Bu ülkede vatandaşın tercihine saygı gösterilmesi lazım. Vatandaşın hepsini kucaklaması lazım. Eğer bu kadar bir şeyler söylüyorsanız doğru yanlış ama vatandaşı ikna edemiyorsanız kusuru kendinizde arayın. Tehditle olmaz. CHP niçin ‘yüzde 99 da alsanız bir şey yapamazsınız’ söylemini kullanıyor. Bu söylemde CHP’nin şöyle bir bakış açısı var. Kendisini bu ülkenin sahibi görüyor. Tapulu malı görüyor. Altın hisse kendisinde yüzde 1, geri kalanı ise maraba görüyor yüzde 99. Demokrasilerde bu anlayışın yeri yoktur. Demokrasilerde 1 patron geri kalanı da maraba değildir. 80 milyonun oyu eşittir, birinin diğerinden üstünlüğü yoktur, millet ne karar verirse o hakim olur.”

“Her istediğimizi yaptığımızı söylüyorlar ama değişikliği biz getiriyoruz”

“Neyi istediniz de yapamadınız da bir sistem değişikliğine gidiyorsunuz?” sorusuna Yılmaz, “Her istediğimiz yapıyoruz ama değişikliği talep eden de biziz. Peki, millet sormaz mı, ‘bunlar niye değişiklik istiyor zaten her istediklerini yapıyorlar’ diye. Bu sorunun cevabı nedir? Bunu CHP versin. CHP şunu teklif etse anlarız ‘bunlar her istediğini yapıyorlar artık bir değişiklik getirelim bunlar her istediğini yapamasınlar.’ Bunu anlarız sorumlu bir muhalefetten bu beklenir. Ama her istediğimizi yaptığımızı söylüyorlar ama değişikliği biz getiriyoruz hem de en güçlü olduğumuz anda. Bu millet için. 2015 Haziranına bakan, bu tercihin ne kadar doğru olduğunu bilir. 2015’tekinin 2019’da tekrar etmeyeceğini kim bilebilir. 2019’da böyle bir kriz ortaya çıktığında hükümetsiz kaldığında, ‘gel bu değişikliği milletin önüne götürelim’ diyebilecek gücümüz, irademiz olacak mı? Olmayacak çok zordur. Şimdi dahi yüzde 49,5 oy almamıza rağmen, MHP’nin yüzde 10’nun üzerinde oyu olmasına rağmen iki partinin oy ortalaması yüzde 60’ın üzerinde olmasına rağmen zar zor 339 milletvekiliyle milletin önüne getirebildik. Eğer 10 milletvekili daha evet vermese 329’da kalsak halk oylamasına dahi gidemeyecektik. Olgunlaşmış bir sistemi şartlar belirliyor. Şimdi olgunlaşmıştı milletin önüne getirildi. Aksi halde ferasetli, basiretli, milletinin geleceğini düşünenler sadece bugüne bakarak karar almaz. Bizim dönemimizde cumhurbaşkanımız açıkladı; ‘ Ben Başbakanken Mehmet Şimşek’i Merkez Bankası Başkanlığına atayacaktım. Kararnamesini gönderdim. Ahmet Necdet Sezer imzalamadı’ diyor. Ama bu millete hesap veren benim milletin önüne giden benim enflasyon, faiz, işsizlik artarsa sorumlu benim. Bu iki başlı sistemi ortadan kaldırmak lazım. Bu engellerin geçmişte olduğunu bilerekten önümüzde olmayacağını söylemek doğru bir şey değil. Biz önümüzde olan engelleri de bilerek şimdi bir karar aldık. Dolayısıyla bu karar millet için, ülkemiz için, vatanımız için olması gerekendi ve biz yerine getirdik” cevabını verdi.

2007’de bu işin çoğunluğu kabul edilmişti

Bakan Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bir de deniliyor ki, ‘Bunu niye damdan düşer gibi getirdiniz böyle.’ Turgut Özal istemiştir, Süleyman Demirel istemiştir, Necmettin Erbakan, Muhsin Yazıcıoğlu, Alparslan Türkeş istemiştir. Bütün bunların her birisi yaşadığı, gördüğü tecrübeden dolayı bu milletin önünün nasıl açılacağını düşünüyor. CHP çok büyük hata yaptı da o hatasını itiraf edemiyor. Birincisi, 367 icadı çıkardı. İki, aslında millet bu anayasa değişikliğine 2007’de ‘evet’ dedi. Siz bir cumhurbaşkanına hem yetkili bir cumhurbaşkanı öyle kurguladılar, hem de millete seçtiriyorsunuz daha da güçlendiriyorsunuz hem de ikinci dönem seçme hakkı veriyorsunuz. Bir cumhurbaşkanına ikinci dönem seçme hakkı verdiğinizde milletin önüne çıkıp nasıl oy isteyecek. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde 3 aday vardı. Sayın cumhurbaşkanı terleyen koşan icraatçı olacak dedi. Diğeri ekmek için Ekmeleddin dedi. Ekmek siyasette kalkınmanın refahın pastanın büyütülmesini ifade eder. O da icraatçı olacağını bir şekilde söyledi. Bir diğeri ise tüm Türkiye’nin cumhurbaşkanı olacağım dedi. Dolayısıyla 2007’de bu işin çoğunluğu kabul edilmişti. CHP’nin bir başka hatası, 18 yaş veya başka husus böyle bir teklif geldiğinde sorumlu bir muhalefetin anayasa komisyonunda ne yapması lazım? Kendi önerilerini, tekliflerini vermesi lazım. Hiçbir teklif verdi mi? Bu gelen sistem inşallah eğer aziz milletimiz tarafından kabul edilirse bundan sonra Türkiye’nin önü açık olacaktır. Bu Batı’yı rahatsız eder bunu anlarım. Neden bu coğrafyaya ilişkin planları ve kendi çıkarları var. Türkiye’nin bu coğrafyada istikrarlı hükümetler dönemine geçmesi, hükümetin millet tarafından kurulması üzerine millet hükümet sistemine geçilmesinden istikrarlı yönetime geçilmesinden Batı’nın rahatsızlığını anlarım. Ama yurtiçinde olan kardeşlerimin kesinlikle sağduyuyla bakarsa getirdiğine götürdüğüne bakarsa hayır dediğinde ‘statüko devam etsin’ yanlış hatalı sistem devam etsin. Ama bu hatalı sistemlerin bizi nereye getirdiğini gördük. İnşallah istikrarlı hükümetler dönemine geçeceğiz. Hükümetin millet tarafından sandıkta kurulmasını millet kabul ettiğinde Türkiye’nin önü daha da açılacaktır.”

“Buna kendisi inanabilir mi?”

Kılıçdaroğlu’nun 15 Temmuz darbesinin kontrollü bir darbe olduğunu ileri sürdüğünün sorulması üzerine Yılmaz, “Buna kendisi inanabilir mi? 7 düvel bunun arkasında. Adil Öksüz’ün vizesinin iptal edildiğini telefonla söylüyorlar. Acaba diğer vatandaşlarının vizesi iptal eden hepsine dönülmüş müdür? Bunun arkasında kimlerin olduğunu herkes biliyor. Buradan ayrılanların nereye gittiğine bakın. Terör örgütünün elebaşını, 80 milyonluk bir devlet istiyor da vermiyorlar. Niye vermiyor. Verdiğinde bir şeylerin ortaya çıkacağından korkuyor. Dolayısıyla bu darbenin arkasında siz varsınız derseniz bu 7 düveli de kontrol ediyorsunuz demektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bir önceki yazımız olan Bu yaz 30 bin öğretmenin ataması yapılacak başlıklı makalemizde Bilim Teknoloji, Borsa ve Döviz hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir